İzmir'de 1200 yıllık mezar bulundu
Arkeologlar, İzmir'in Selçuk ilçesindeki Efes Antik Kenti'ndeki kazı çalışmalarında 1200 yıllık bir mezar keşfetti. Mezarda, yaklaşık 7.5 aylık ikiz bebeklerin kemikleri ve nadir görülen bir anatomik özellik olan fazladan bir boyun kaburgası bulundu.
İzmir haberleri Antik dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Artemis Tapınağı'nın yakın çevresinde yürütülen araştırmalarda, kutsal alan sınırları içerisinde daha önce benzerine rastlanmayan özelliklere sahip bir mezar gün yüzüne çıkarıldı. Keşfi en tuhaf kılan detaylardan biri mezarın konumu oldu.
yüzyılda inşa edilmiş terkedilmiş bir tuvalet (latrine) kanalının içine yerleştirildiğini belirledi. yüzyılda müzikal gösteriler için inşa edilmiş bir Roma odeumunun sonradan eklenen bir parçasıydı.
yüzyıla tarihlendiriliyor. Kazıyı yürüten uzmanlar, yan yana gömülen iki küçük iskeletin kemik boyutlarını inceleyerek bebeklerin yaklaşık 33 ila 34 haftalık (7.5 aylık) prematüre olarak dünyaya geldiğini tespit etti.
Avusturya Bilimler Akademisi'nden arkeolog Lilli Zabrana ve biyoarkeolog Caroline Partiot liderliğindeki uluslararası ekip, bu keşfin sıradan bir defin olmadığını fark etti. Bebeklerin ölüm yaşlarının aynı olması ve doğrudan temas halinde gömülmeleri, onların ikiz olduğu hipotezini güçlendiriyor.
İSKELETTEKİ O ŞAŞIRTICI DETAY: FAZLADAN KABURGA Bebeklerin üzerinde travma veya hastalık izi aranırken, bilim insanlarını şoke eden çok daha nadir bir anatomik detay keşfedildi: 'Süpernumeröz servikal kaburga' adı verilen fazladan bir boyun kaburgası. İnsanların yaklaşık yüzde 1'inde görülen bu kalıtsal özellik, boynun arkasında fazladan bir kaburga kemiğinin oluşmasına yol açıyor.
Biyoarkeolog Caroline Partiot, bebeklerde görülen bu servikal kaburganın, embriyonik gelişim sırasında vücut bölümlerini kodlayan Hox genlerindeki anomalilerle bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Bu tür genetik anomaliler bebeklerde ölü doğuma, prematüreliğe veya ani bebek ölüm sendromuna yol açıyor.
ARKEOLOJİ TARİHİNDE BİR İLK Araştırmacılar yayımladıkları raporda, bilim dünyasında şimdiye kadar arkeolojik bir bağlamda servikal kaburgaya sahip ikiz vakasının hiç belgelenmediğini vurguladı. Bu yönüyle keşif, tıp ve paleopatoloji tarihi açısından benzersiz bir ilk olma özelliği taşıyor.
ANNE NEREDEYDİ? Kazı alanında veya Efes mezarlıklarında bebeklerin annesine ait herhangi bir kalıntıya rastlanmadı.
Uzmanlar, annenin de doğum sırasında veya hemen sonrasında hayatını kaybetmiş olabileceğini, ancak o dönemde hem bebek hem de anne ölüm oranlarının son derece yüksek olması nedeniyle kesin bir şey söylemenin zor olduğunu belirtiyor. ÇÖP DEĞİL, SAYGILI BİR VEDA: TAŞ ÖRGÜLÜ MEZAR Mezarın taşlarla örülü özel bir cist yapıda olması ve iskeletlerin binyıllar boyunca bozulmadan korunması, buranın bir 'çöp atma yeri' değil, aksine bilinçli ve saygılı bir defin alanı olduğunu kanıtlıyor.
Arkeolog Lilli Zabrana, 'Bu açıkça insan kalıntılarının atılması değil, saygılı bir gömme işlemidir' diyor. Arkeologların ortak vardığı sonuca göre bu mezar, 1200 yıl önce çocuklarını kaybeden bir ailenin, dönemin katı kuralları ve zorlukları arasında bile minik bebeklerine duyduğu şefkati ve onları topluluğun bir parçası olarak kabul etme niyetini gözler önüne seriyor.
Artemis Tapınağı'nın gölgesindeki bu sessiz kalıntılar, insanlık tarihinin en kadim duygularından birinin pamuk ipliğine bağlı kanıtı olarak tarihe geçti.
İzmir haberleri Antik dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Artemis Tapınağı'nın yakın çevresinde yürütülen araştırmalarda, kutsal alan sınırları içerisinde daha önce benzerine rastlanmayan özelliklere sahip bir mezar gün yüzüne çıkarıldı. Keşfi en tuhaf kılan detaylardan biri mezarın konumu oldu.
yüzyılda inşa edilmiş terkedilmiş bir tuvalet (latrine) kanalının içine yerleştirildiğini belirledi. yüzyılda müzikal gösteriler için inşa edilmiş bir Roma odeumunun sonradan eklenen bir parçasıydı.
yüzyıla tarihlendiriliyor. Kazıyı yürüten uzmanlar, yan yana gömülen iki küçük iskeletin kemik boyutlarını inceleyerek bebeklerin yaklaşık 33 ila 34 haftalık (7.5 aylık) prematüre olarak dünyaya geldiğini tespit etti.
Avusturya Bilimler Akademisi'nden arkeolog Lilli Zabrana ve biyoarkeolog Caroline Partiot liderliğindeki uluslararası ekip, bu keşfin sıradan bir defin olmadığını fark etti. Bebeklerin ölüm yaşlarının aynı olması ve doğrudan temas halinde gömülmeleri, onların ikiz olduğu hipotezini güçlendiriyor.
İSKELETTEKİ O ŞAŞIRTICI DETAY: FAZLADAN KABURGA Bebeklerin üzerinde travma veya hastalık izi aranırken, bilim insanlarını şoke eden çok daha nadir bir anatomik detay keşfedildi: 'Süpernumeröz servikal kaburga' adı verilen fazladan bir boyun kaburgası. İnsanların yaklaşık yüzde 1'inde görülen bu kalıtsal özellik, boynun arkasında fazladan bir kaburga kemiğinin oluşmasına yol açıyor.
Biyoarkeolog Caroline Partiot, bebeklerde görülen bu servikal kaburganın, embriyonik gelişim sırasında vücut bölümlerini kodlayan Hox genlerindeki anomalilerle bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Bu tür genetik anomaliler bebeklerde ölü doğuma, prematüreliğe veya ani bebek ölüm sendromuna yol açıyor.
ARKEOLOJİ TARİHİNDE BİR İLK Araştırmacılar yayımladıkları raporda, bilim dünyasında şimdiye kadar arkeolojik bir bağlamda servikal kaburgaya sahip ikiz vakasının hiç belgelenmediğini vurguladı. Bu yönüyle keşif, tıp ve paleopatoloji tarihi açısından benzersiz bir ilk olma özelliği taşıyor.
ANNE NEREDEYDİ? Kazı alanında veya Efes mezarlıklarında bebeklerin annesine ait herhangi bir kalıntıya rastlanmadı.
Uzmanlar, annenin de doğum sırasında veya hemen sonrasında hayatını kaybetmiş olabileceğini, ancak o dönemde hem bebek hem de anne ölüm oranlarının son derece yüksek olması nedeniyle kesin bir şey söylemenin zor olduğunu belirtiyor. ÇÖP DEĞİL, SAYGILI BİR VEDA: TAŞ ÖRGÜLÜ MEZAR Mezarın taşlarla örülü özel bir cist yapıda olması ve iskeletlerin binyıllar boyunca bozulmadan korunması, buranın bir 'çöp atma yeri' değil, aksine bilinçli ve saygılı bir defin alanı olduğunu kanıtlıyor.
Arkeolog Lilli Zabrana, 'Bu açıkça insan kalıntılarının atılması değil, saygılı bir gömme işlemidir' diyor. Arkeologların ortak vardığı sonuca göre bu mezar, 1200 yıl önce çocuklarını kaybeden bir ailenin, dönemin katı kuralları ve zorlukları arasında bile minik bebeklerine duyduğu şefkati ve onları topluluğun bir parçası olarak kabul etme niyetini gözler önüne seriyor.
Artemis Tapınağı'nın gölgesindeki bu sessiz kalıntılar, insanlık tarihinin en kadim duygularından birinin pamuk ipliğine bağlı kanıtı olarak tarihe geçti.
Kaynak : https://www.yeniasir.com.tr