İzmir'in Lezzetli Simgesi Boyoz
, 500 yıllık gelenek. İzmir'in sokaklarında boyoz denince akla gelen simgesel emektarlar, bu zanaati onlarca yıldır aynı titizlikle sürdürüyor.
Güne İzmir'de başlamanın tek ve değişmez bir kuralı vardır: Fırından yeni çıkmış, dumanı üstünde tüten bir boyoz ve yanına demli bir çay Sadece bir hamur işi değil, kentin kimliğinin en lezzetli simgesi olan boyoz, aslında yüzyıllara meydan okuyan derin bir kültür mirası. Peki, her sabah kapısında kuyruk olunan bu eşsiz lezzet, İspanya'dan İzmir limanına nasıl uzandı ve bu zanaat nesilden nesile nasıl aktarıldı?
İSPANYA'DAN İZMİR LİMANINA UZANAN MİRASI Kelime kökeni İspanyolca 'küçük somunlar' anlamına gelen bollos kelimesinden gelen boyoz, 1492 yılında İspanya'dan sürgün edilerek Osmanlı topraklarına sığınan Sefarad Yahudileri tarafından İzmir'e getirildi. Özellikle Alsancak, Karataş ve Havra Sokağı gibi kentin tarihi akslarında şekillenen bu lezzet, kısa sürede tüm İzmir'in ortak mirası haline geldi.
Diğer hamur işlerinden farklı olarak içerdiği yoğun sıvı yağ ve tahin dengesi, boyozu başka hiçbir şehirde taklit edilemeyen benzersiz bir tada kavuşturdu. USTALIK İSTER: 'AÇMA, VURMA VE KATLAMA' SANATI Boyozu evde yapmak neden bu kadar zordur?
Cevabı ustaların ellerinde saklı. Gerçek bir İzmir boyozu; un, su, tuz ve az miktarda sirke ile yoğurulan hamurun dinlendirildikten sonra bardak altı büyüklüğünde bezelere ayrılmasıyla başlar.
Ancak asıl sihir aşamasında, usta hamuru parmak uçlarıyla masaya vura vura kağıt inceliğinde açar. Sıvı yağ ile yağlanan katlar zarifçe iç içe katlanır.
Pişerken o nefis kat kat yapıyı (mifot) oluşturan da işte bu sabır ve el emeğidir. Eskiden sadece sade yapılan boyoz; günümüzde yumurtalı, tahinli, çikolatalı ve peynirli çeşitleriyle modern damaklara da göz kırpsa da, kentin sadık müdavimleri vazgeçilmezlerinden asla vazgeçmiyor.
TEZGAH BAŞINDAKİ EMEKTARLAR: KÖMÜR ATEŞİNDEN DİJİTAL ÇAĞA İzmir'in sokaklarında boyoz denince akla gelen simgesel emektarlar, bu zanaati onlarca yıldır aynı titizlikle sürdürüyor. Kimi dededen kalma taş fırınlarda sabahın kör karanlığında hamur yoğuruyor kimi ise camekanlı seyyar arabasında körfezin serin sabah rüzgarına karşı tezgah açıyor.
Yıllar geçse de değişmeyen tek şey; boyozu tepsiden ilk alan müşterinin yüzündeki o memnuniyet ifadesi. Şehrin bu yaşayan hafızası, İzmir'e gelen her yerli ve yabancı turistin mutlaka tatması gereken birinci nesil lezzet durağı olmaya devam ediyor.
Güne İzmir'de başlamanın tek ve değişmez bir kuralı vardır: Fırından yeni çıkmış, dumanı üstünde tüten bir boyoz ve yanına demli bir çay Sadece bir hamur işi değil, kentin kimliğinin en lezzetli simgesi olan boyoz, aslında yüzyıllara meydan okuyan derin bir kültür mirası. Peki, her sabah kapısında kuyruk olunan bu eşsiz lezzet, İspanya'dan İzmir limanına nasıl uzandı ve bu zanaat nesilden nesile nasıl aktarıldı?
İSPANYA'DAN İZMİR LİMANINA UZANAN MİRASI Kelime kökeni İspanyolca 'küçük somunlar' anlamına gelen bollos kelimesinden gelen boyoz, 1492 yılında İspanya'dan sürgün edilerek Osmanlı topraklarına sığınan Sefarad Yahudileri tarafından İzmir'e getirildi. Özellikle Alsancak, Karataş ve Havra Sokağı gibi kentin tarihi akslarında şekillenen bu lezzet, kısa sürede tüm İzmir'in ortak mirası haline geldi.
Diğer hamur işlerinden farklı olarak içerdiği yoğun sıvı yağ ve tahin dengesi, boyozu başka hiçbir şehirde taklit edilemeyen benzersiz bir tada kavuşturdu. USTALIK İSTER: 'AÇMA, VURMA VE KATLAMA' SANATI Boyozu evde yapmak neden bu kadar zordur?
Cevabı ustaların ellerinde saklı. Gerçek bir İzmir boyozu; un, su, tuz ve az miktarda sirke ile yoğurulan hamurun dinlendirildikten sonra bardak altı büyüklüğünde bezelere ayrılmasıyla başlar.
Ancak asıl sihir aşamasında, usta hamuru parmak uçlarıyla masaya vura vura kağıt inceliğinde açar. Sıvı yağ ile yağlanan katlar zarifçe iç içe katlanır.
Pişerken o nefis kat kat yapıyı (mifot) oluşturan da işte bu sabır ve el emeğidir. Eskiden sadece sade yapılan boyoz; günümüzde yumurtalı, tahinli, çikolatalı ve peynirli çeşitleriyle modern damaklara da göz kırpsa da, kentin sadık müdavimleri vazgeçilmezlerinden asla vazgeçmiyor.
TEZGAH BAŞINDAKİ EMEKTARLAR: KÖMÜR ATEŞİNDEN DİJİTAL ÇAĞA İzmir'in sokaklarında boyoz denince akla gelen simgesel emektarlar, bu zanaati onlarca yıldır aynı titizlikle sürdürüyor. Kimi dededen kalma taş fırınlarda sabahın kör karanlığında hamur yoğuruyor kimi ise camekanlı seyyar arabasında körfezin serin sabah rüzgarına karşı tezgah açıyor.
Yıllar geçse de değişmeyen tek şey; boyozu tepsiden ilk alan müşterinin yüzündeki o memnuniyet ifadesi. Şehrin bu yaşayan hafızası, İzmir'e gelen her yerli ve yabancı turistin mutlaka tatması gereken birinci nesil lezzet durağı olmaya devam ediyor.
Kaynak : https://www.yeniasir.com.tr